Gözlerimi açtığımda, bir gecenin yarısına gelmiştim bile. Derken bir ses vurdu kulağıma;
- Kısa bir yalnızlık molası!
Uzun zaman olmuştu bir yolculuğa çıkmayalı. Bitmesini hiç istemezken, diğer yanım da, “Artık inmek istiyorum!” diye haykırıyordu. Severdim alıp başımı gitmeleri ama korkuma da yenilirdim; döndüğümde hiçbir şey/ kimse kalmazsa veya gittiğim o şehirlere dek, aldığım başımı taşıyamazsam korkuları. Heyecan verici bir ürküydü bu, “Ne olacaksa, olacak nasıl olsa!” diyen…
Tüm yol boyunca, bir türlü rahat edemediğim ama yolculuk sevdasına çakılıp kaldığım yerden yukarıya doğru bir hamleyle kalktım. Gözlerimin biraz yanan, biraz yakan, sersem mahmurluğundan olacak; göremeyip başımı vurdum kalkarken, yan koltuktaki ‘yalnızlığın’ havalandırmasına. Bir özür dilemek gelmedi içimden, çünkü özrü yaratan hep o’ydu tüm yolculuklarımda.
Onun aldırmazlığına aldırmayıp devam ettim. Sanki hiç bitmeyecek gibi duran loş, ince, uzun ama hep karanlık, hep soğuk bir koridor koymuşlar önüme, utanmazlar!
Gizemli havasına ve aklımdaki tüm ünlem işaretlerine yapışmış soru işaretlerine rağmen,
bir cesaret adımladım,
iki adımda rahatladım,
üç kere düşe’yazsam da,
dört saniyede bitti koridor…
Bitti ama…
.. yere indiğimde, başımın üstünde neden dönüyordu hâlâ yıldızlar!?
_____________
Bilge OĞHAN’08
‘moRyEL..’
Bizim molalar uzadıkça uzuyor be moR’um..
Hakkımızda hayırlısı…