“140 karakter”e sığdıramadıklarım..

Bazı şeylerin tadı önce damakta kalıyor, sonra hiç kalmıyor (ya da tadını kaçırıyorlar). Bu vb. nedenler ile, uzun süren sıkıntılı bir dönemin ardından, yine beni çok sıkmaya başladığını hissettiğim ve 2007 yılından bu yana kullandığım Facebook hesabımı dondurmuş bulunmaktayım. Hatta öyle sıktı ki şu “sosyal alem” muhabbetleri, Facebook’a oranla daha kısa süredir ama daha keyifle takip ettiğim ve aktif olduğum Twitter hesabımı bile kapattım 2 gün önce. Gitti 4000′e yakın  “140 karakter”lerim ama üzülmüyorum çünkü benim gerçek olan tek bir karakterim var ve aslında o tek karakter içinde 140 ayrı karakteri zaten barındıyorum. (İnsan olmanın tadı!)

Aslını isterseniz her iki sosyal paylaşım alanından ayrılmama büyük etken olan birkaç nedenim var. Bunlardan biri -her iki sitede de fark ettiğim- insanların sadece “geyik” peşinde koşuyor olmaları. Kendince yazdığın en ciddi cümlelerin bile bu anlamda ‘suistimali’ çok ama çok kolay… Diğeri, şu bloga bir şeyler eklediğimde ve ardından o alanlarda bu ekleme bilgisini paylaştığımda gördüğüm kayıtsız tavırlar.. Tam da bu arada belirteyim; 1. tekil şahıs üzerinden konuştum ama asla yalnızca kendi sitemle alakalı bir durum söz konusu değil. Belli başlı kişilerin -ya da ‘ünlü’lerin diyelim-, saçma sapan bile olsa yazdığı çizdiği her şeye kuyruk olanların, “blog” kavramının hakkını veren diğer kişilere karşı kayıtsızlığından bahsediyorum.

Twitter çıktı çıkalı, siyasetten güncel konulara, kişisel sitemlerden mutluluk anlarının paylaşımına, edebiyattan tarihe kadar birçok şey kısa ama öz olarak gayet başarılı bir şekilde anlatılır oldu. Twitter, kişilerin kendini ifade edebilme yeteneklerini güçlendirdi desem bile yalan olmaz. Gel gelelim, ‘ünlü isimler ile iç içe bir yaşam‘ın da başlangıcı oldu aynı zamanda ve bu bir yandan iyi bir yandan kötü bir durum. Şöyle desem sanırım özetlemiş olurum: Twitter’da, kim ünlü, kim değil, insan şaşırıyor bazen.

Her neyse.. Konum, ne Facebook ne de Twitter’ın ahvaliydi; tamamen benim hâletiruhiyem ve vaktimin büyük kısmını geçirdiğim bu noktalardan sıkılmışlığımdı ve yine buna dönelim.
Vermiş olduğum karar, iki gündür oyalanacak bir şey bulamadığımdan, beni oldukça zorluyor; daha fazla can sıkıntısı oluşturmuş durumda ama yine de en doğru kararı verdiğimi düşünüyorum. Birkaç arkadaşım mutlu olsun diye kalıp, ardından bazı saçmalıkları ya da gereksizlikleri görüp yine ve yeniden sıkılmanın anlamı yok çünkü.

“Nasıl ulaşacağız peki sana?” diyenler oldu, olacaktır da (herhalde). Gerçekten bana ulaşmak isteyenlerden yana içim rahat. Ne demişler: “Arayan belasını da bulur, mevlasını da.”

Sevgiler, saygılar ve hayırlı Ramazanlar…

All original content on these pages is fingerprinted and certified by Digiprove